Panel: Milliyetçi Nesiller ve Beklentiler

Panel1Samsun Türk Ocağının  on beş gün de bir düzenlediği  konferanslar dizisinin güz dönemi kapanış programı Öğretmen Evi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Panel şeklindeki etkinlik “Türk Milliyetçiliğinde Nesiller Ve Beklentiler” başlığında gerçekleştirildi. Panelin konuşmacıları Yusuf UĞURLU ( Hukukçu- işadamı), Yahya TAŞKIRAN (Mimar), Serkan ŞEN (Öğretim Üyesi), Suat ORTAHİSAR (Eğimci) oldu. Oturum başkanlığını ise gazeteci Osman KARA üstlendi. Yoğun ilgi gösterilen panelin açılış konuşmasını yapan Osman Kara milliyetçilik mefkûresi ile ilgili görüşlerini aktarırken:  “Dünyada hiç bir milliyetçi millet yoktur ki bu kadar uzun süre mücadele etsin, bu kadar çok kurban versin ve bir türlü toplumu sırtlayıp medeniyetler âlemini en öne geçirecek hayal ettiği çağlar ötesi sıçrayışı bir türlü gerçekleştiremesin.Türk milliyetçilerinin  savundukları doğru fikirde attıkları yanlış adımlar tekrar edilmemelidir. Bu temenni geçmişin yargılaması manasına gelmez. “Türklük” âleminin var olma mücadelesinde, her milliyetçinin üzerinde durması gereken bir meseldir” tepsini paylaştı. Açılış konuşmasının ardından panelistler kürsüye davet edildi. İlk konuşmacı Yusuf Uğurlu konuşmasında, Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve gelişiminin üzerinde durarak, günümüze kadar olan süreçte nasıl yol alındığı konularına değindi. Türk milliyetçiliğinin ilk neslinin Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sürecine şahit olduklarını kaydetti. Türk toplumunun yalnızlaşma sürecinin ardından milliyetçilik fikirlerinin yaygınlık kazandığını ifade etti.”Osmanlı, İslam camiası ağırlığı itibariyle, Devlet-i  Aliye’ yi yıkarak yıkıntılarının üzerine milli devlet kurmayı istememişlerdir. Türk aydınlarının ilk bilmeleri gereken husus budur. Netice olarak milliyetçilik yaşanan döneme ve şartlara zorunlu bir tavırdır”  diyerek milliyetçi camianın teşkilatlanmasında vazife üstlenen aydınları zikretti. Uğurlu’nun konuşmasının ardından ikinci panelist Yahya TAŞKIRAN  söz alarak ikinci nesil ve sonrası dönem hakkında değerlendirmelerde bulundu. Yerli değerlerle donatılmış bir hareketin 1980 ihtilali ile sekteye uğradığını dile getirdi. Aksiyoner bir karakter arz eden milliyetçilerin özellikle seksen öncesi fikir ve kültür hayatının her alanında varlık gösterdiğini vurguladı. Türk dünyasına birlik getirecek bir camianın gündelik hesapları bırakıp öncelikle kendi içinde birlik tesis etmesi gereğini ifade etti. Taşkıran, konuşmasını şöyle tamamladı: “Biz millet olarak Çanakkale’de, seksenli yıllarda, bu gün sürekli yetişmiş kadrolarımızı kaybettik. Bu konuda da rekor kıran milletlerin içindeyiz. Bırakalım bu siyasi ikbal ihtirasını. Devletin bekasını siyasi istikbal kaygısıyla eşdeğer gören yaklaşım millete kalıcı manada bir hizmet sunamaz… Biz bizim nesle düşen vazifede şartların zorlamasıyla zaman zaman eksik kaldık. Allah size kuvvetli kılsın”.Panel2 Ardından söz alan Türk Ocağı Şube Başkanı ve üçüncü konuşmacı, Serkan ŞEN, Türk milliyetçiliğinin yakın dönem tarihî seyri üzerine bir manzara çizdikten sonra seksenli yıllardan ortaya çıkarak doksanlı yılları tesir altında bırakan ve karşıtlıktan beslenen milliyetçi söylemlerin analizini yaparken şu hususa özellikle değindi: “Son dönemlerde dile getirilen Türkçülüğün milliyetçiliğin entellektüel yönünü temsil ettiğine dair görüşlere katılmak mümkün değil. ‘Her Türkçü  aynı zamanda milliyetçidir. Ancak her milliyetçi Türkçü olamaz. Zira Türkçülük seçkin bir fikri donanım gerektirir’ mantığıyla ifade bulan bu yaklaşım milliyetçi camia içinde bir kast sistemi doğurmaktan öte işlev üstlenmeyecektir. Bana göre Türkçülük milliyetçiliğin soyadıdır. Yani Türk’ün milliyetçiliğine Türkçülük denir.’Milliyetçi’ takdimimizin kesmediği muhataplarımıza, kimliğimizi daha belirgin olarak ifade aracıdır. Kendinizi ister ön adınızla, ister soyadınızla tanıtın, kastınız değişmeyecektir…” ifadelerini kullandı. 2000’li yılların kabulleri ve imkanlarının çok farklı olduğuna değinen Şen, “Pek çok alanda işlerimizi ekran üzerinden hallediyoruz. Milliyetçi kurumlar bunu görerek yeni bir tazelenmeye gitmeli. Teşkilatlardaki keskin hiyerarşinin katı tutumuna yanaşmayan bir gençlik yetişiyor. Bu gençliği ocaklar üzerinden fikri süreçlere dahil etmek günden güne zorlaşıyor. O nedenle kullandığımız dilden başlayarak bir değişimin içerisine girmeliyiz. Dayatmacı bir dil yerine telkin edici bir dil kullanmakla işe  başlanabilir…. Milliyetçiliği çok yönlü değerlendirip müzik, sinema gibi alanlarda iddialı mahfiller oluşturmalıyız. Mekanlarımızı daha sevimli bir hale sokmalıyız… Yakın zamanda bizi iki büyük tehlike bekliyor… Göçmen karşıtlığı ve ABD düşmanlığının reaksiyoner bir felsefeyle Türk milliyetçiliğine etkide bulunmasına çözüm üretmeliyiz”. Son panelist Suat Ortahisar ise 2000’li yıllarda milliyetçi yapılarla tanışan genç neslin fikri eğilimleri üzerinde durdu. 90’lı yıllarda teknolojik patlamanın yaşandığını, teknolojinin insan davranışlarını değiştirmesi neticesinde kültürel benzeşmelerin ortaya çıktığını ifade etti. Dünyanın kocaman bir köye dönüştüğü son zamanlarda gelenekçi kültürel yönü güçlü yapıların ayakta kalması ya da ilerlemesinin zorlaştığından söz etti. Milliyetçi yapıların katı bir hiyerarşik gelenekten geldiğini söylerken ” Teşkilatçı yapıların bizim nesille, bizim neslin de teşkilatçı yapılarla sınavı zor oldu.” tespitinde bulundu.  Sosyal medyanın gençler arasında birleştirici bir etkiye sahip olmasına karşın teşkilatların gençlere yönelik, onların kendi fikir ve görüşlerini ifade edebilecekleri bir esnekliği zaman zaman gösteremediğini kaydetti. Ortahisar sözlerine şöyle son verdi: “Biz köklü bir düşünceyiz, köklü bir gelenekten geldiğimizi söylüyoruz. Böyle bir gelenekten gelince, bizim hedef olarak aldığımız kişiler ucuz kahramanlar değil Erol Güngör’ler,  Aziz Sancar’lar olmalı. Onları yakalamamız ve geçmemiz gerekiyor. Bizim hedefimiz bu. Hedef bu olunca da, eldekiyle yetinmek kifayetsiz geliyor. Ziya Gökalp’ in  “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” desturu sendelemeye başladı diyebiliriz. Artık daha bireysel, daha kişisel özelliklerin dikkate alındığı, fikirlerin  dönemi başladı. Milliyetçi yapılar ivedilikle insanı merkeze alan projeler ve nitelikli kadrolar ile görevlerini yerine getirmeli”

26 okuma