Türk – Rus İlişkileri Bağlamında Türk Dünyası

Samsun Türk Ocağının 09. 11. 2019 tarihinde düzenlediği ‘Türk-Rus İlişkileri Bağlamında Türk Dünyası’ başlıklı konferansın konuşmacısı İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlyas Topsakal oldu.

Açılış konuşması için kürsüye gelen şube reisi Prof. Dr. Serkan Şen “Son zamanlarda Teşkilat-ı Mahsusa ile alakalı birçok eser yayınlansa da Ahmet Tetik’e ait olan çalışmanın önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayarak teşkilatın o dönemde Rusya politikalarını belirleyen Fuat Köprülü’nün ‘Bizim, Rusya’nın çatısı altında bulunan Türk kitleleri ile ilişkimizin iki cephesi var. Birinci cephesi gizli siyaseti teşkil eder. Bu gizli siyaset burada bulunan Türk topluluklarının Rusya’daki çalkantılar halinde silahlı olarak direnişi nasıl gerçekleştirileceğinin cevabını vermek; ikinci cephesi ise açık cephedir, açık siyasettir. Biz burada ne yapacağız, o bölgedeki insanların tarih şuurunu, din şuurunu diri tutacağız ki vakti zamanı geldiğinde bu insanlar bağımsızlık elde edebilecek o medeni alt yapıyı ellerinde bulundurabilsinler” tespitini paylaştı. Ardından sözlerine şöyle devam etti  “Zaman hızlı aktı, kimilerine göre ise hiç de öyle değildi,  biz doksanlarda  Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazandıklarına şahitlik ettik. Fakat orada geliştirdiğimiz ilişkilerde Rusya önemli bir konum arz etmekte. Zira zihinlerde hakimiyet alanı hala varlığını sürdürüyor Bu konu ile ilgili Türk milliyetçileri çözüm üretmelidir. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Prof. Dr. İlyas Topsakal, Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanıncaya dek yaşadıklarını aktarıp  ekonomik, siyasi ve kültürel yapıları hakkında bilgiler verdi. Topsakal konuşmasını şöyle sürdürdü “Türk Cumhuriyetleri diplomasinin çıkar hesaplarıyla karşı karşıya da olsalar da gelinen noktada bize bizden gayrı gerçek dost olamayacağının şuurundadır. Ancak bu şuurun eyleme dökülmesi o kadar kolay değildir. Zira bu ortaklığı tehdit gören küresel güçler bulunmaktadır. O edenle öncelikle Türkiye’ye dönük tehdit algısı üretenlerle denge merkezli ilişki süreçlerini hayata geçirmek gerekir. Örneğin Astana süreci denge politikası açısından çok önemli bir adımdır. Orta Doğu’da bir problem olduğunda işin içerisinde Türkiye olmadan çözüme kavuşulamayacağını göstermiştir. Kafkaslardan Türkistan’a dünya siyasetinde önemli gelişmelerin beklendiği yakın gelecekte Türkiye’nin Türk Dünyası faktörünü göz ardı etmeden planlarını yapması ve rakiplerine karşı hamlelerinde etkinliğini sürdürdüğü bu potansiyeli masadan uzak tutmaması gerektiğinde tarihi coğrafyasını göz önüne sererek gücünü göstermesi gerekir”.  

1 okuma

Leave a Reply